Daha İyi Bir Hayat İçin İyi Hissetmek Zorunda Mıyız?

Sanki farkında olmadan kabullendiğimiz şöyle bir anlayış var içimizde: İyi hissetmeden iyi bir şekilde yaşayamazsın, o yüzden de kötü hislerden kurtulmalısın ki iyi hissedebilesin. Peki bunun bir tuzak olabileceğini söylesem size :)

Hayatın zorluklarla dolu bir yer olduğunu kimse bize öğretmek zorunda değil; bunu çok erken yaşta kendimiz öğreniyoruz zaten. Ama çoğumuza— bazen fark ettirmeden, bazen açıkça — şu fikir de aşılanıyor: Hayatımızı, ancak zorlukları aştıktan sonra doyasıya yaşayabiliriz. Mesela,
kaygılıysan, önce bu kaygıyı gidermelisin ya da yas tutuyorsan, yeniden başlayabilmek için önce bu üzüntünün tamamen geçmesini beklemelisin. Sanki farkında olmadan kabullendiğimiz şöyle bir anlayış var içimizde: İyi hissetmeden iyi bir şekilde yaşayamazsın, o yüzden de kötü hislerden kurtulmalısın ki iyi hissedebilesin.

Peki bunun bir tuzak olabileceğini söylesem size 🙂 Üstelik pek çok kişi bu tuzağa düşüyor, çünkü kulağa mantıklı geliyor. Çünkü, sorun çözmeye alışkınız: sıcak bir ocağa dokunursak elimizi çekeriz, hastalandığımızda ilaç alır iyileşmeyi bekleriz. Fakat iç dünyamız, yani düşünce ve duygularımız bu kurallara uymaz. Acıyı bastırmaya ya da yok etmeye çalışmak çoğu zaman onu daha da büyütür.

İnsan zihni gerçekten muazzam bir mekanizmayla çalışır. Zihnimiz plan yapmamızı, hayal kurmamızı, değerlendirmemizi ve üretmemizi sağlar. Ama aynı zihin zor zamanlarda bize şunu da şöyler: “Önce bu duygulardan kurtulmalısın. Kendini daha iyi hissetmeden ilerleyemezsin.

Psikolojide bu sürece “deneyimden kaçınma” (experiential avoidance) deniyor. Ama esasında, hayatımızı belirli duygulardan kaçınacak şekilde düzenledikçe, hem kendimizi uyuştururuz hem de yaşam alanımızı gittikçe daraltırız.

Mücadele Etmekten Başka Ne Yapabiliriz?

Yaşadığımız dünya konforu ve kontrolü kutsallaştırıyor. Kişisel gelişim kitaplarından reklamlara kadar sürekli şu mesajı alıyoruz: Mutlu olmalısın, mutsuzluk başarısızlıktır, eğer kötü hissediyorsan bir şeyleri yanlış yapıyorsundur.
Doğal olarak, biz de acımızla savaşmaya başlıyoruz. Bastırıyoruz, uyuşturuyoruz, oyalanıyoruz, görmezden geliyoruz… Acıdan ya da zorluklardan hiçbir şey öğrenmek istemiyoruz hatta bazen duygularımızı öyle çok bastırıyoruz ki bir noktada ne hissettiğimizi bile fark edemez hale geliyoruz.

İyi hislere sıkı sıkıya tutunmak da aslında bunun başka bir türü. Güzel duyguları kalıcılaştırmaya çalıştığımızda, onların da bize öğreteceği şeyler azalıyor (bağımlılıklar gibi).

Ve şunu görüyoruz:
Yıllar boyunca biriken araştırmalar, terapi odalarında geçen binlerce saat, dinlenen onlarca hayat hikâyesi bize hep aynı şeyi söylüyor:

İçimizde olanı bastırmaya ya da tutmaya çalıştıkça, onun bizi daha çok ele geçirdiğini fark ediyoruz.
Kaygıdan kaçtıkça, daha da güçleniyor.
Sevince sıkı sıkıya tutundukça, elimizden kayıp gidiyor.

Bu kadar çabayı, hissetmemek ya da sadece “iyi” hissetmek uğruna harcarken, aslında o enerjiyi yaşamak istediğimiz hayata ayıramıyoruz. Ve sürekli “doğru his”i bulmaya çalışırken, harekete geçemiyoruz.

Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) işte tam burada başka bir yol gösteriyor: Her zaman iyi hissetmeyeceksin. Ama yine de iyi bir hayat yaşayabilirsin.

ACT bize şunu hatırlatıyor:
Duygular düzeltilecek bir şey değil. Bastırılacak ya da peşine düşülecek bir şey de değil.
Onlar hayatla aramızdaki bağı kuran sinyaller.
İçeride olanları bastırmak yerine, onlara kulak verdiğimizde; yaşamak istediğimiz hayata giden yolu daha net görebiliyoruz.

Mutluluk bile öyle sabitlenen bir şey değil.
Kelimelerin kökenlerine bakarsan, “mutluluk” eski dillerde “şans, rastlantı” anlamına gelen sözcüklerden türemiş.
Yani denk gelirse ne güzel… Gelmese de hayat yaşanmaya devam eder.

Hazır Hissetmeden de Başlanabilir

İçimizde olanı değiştirmeye çalışmayı bıraktığımızda, dışarıdaki hayatla daha gerçek bir ilişki kurmaya başlıyoruz.
Korkuyla değil, değerlerle hareket etmeye başlıyoruz.
Mutluluğu kovalamak yerine, anlam inşa ediyoruz.

Çünkü bazen insan, kendini iyi hissetmeden de harika bir şey yapabilir.

Belki de asıl soru şudur:

“Bu duyguyla birlikte nasıl bir hayat kurmayı tercih ediyorum?”

Yorum bırakın