3 yıldır evden çıkmayan telefon bağımlısı gencin haberini görmüşsünüzdür. Bu haberde benim ilgimi çeken nokta bu gencin etrafındaki insanların zoruyla dışarı çıktıktan sonra yaptığı açıklamalar olmuştu. “Yani şuan rahatım ama benim sıkıntım bu rahatsızlığım değil. Ben bişey yapmak istemiyorum.” Bu gencin dışarı çıkmak ya da telefonun başından kalkmak için bir motivasyonu yok onu harekete geçirecek bir değer yok ve o da bunu açıkça ifade ediyor. Ama etrafındaki insanlar zorla bir şeyler yapmaya çalışıyorlar tabii. Aslında bu gencin çevresindekilerin gözden kaçırdığı nokta bizim bugün ki temel sorumuz olacak: “iyi ama neden” neden telefondan uzak dursun, neden dışarı çıksın, neden yenilikler yapsın hayatında? Ya da şu sıralar sosyal medyada sıkça duyduğumuz bazı mottolar var: anda kal, duygularının farkına var kabul et, düşüncelerinden sıyrıl. İyi de neden? Reel kaydırmak, canını sıkan halanı hayatından çıkarmak, sınırlarını saygı göstermeyenle ilişkini kesmek daha kolay çok daha konforlu? Bunca bedeli neden ödeyelim?
Aslında bu sorgulamalar bizi daha genel bir soruya götürüyor: Ben bu hayatı nasıl bir insan olarak yaşamayı tercih ediyorum? Mesela düşününki öldünüz, kırkınızda mevlid yapılıyor. Tanıdığınız insanların hepsi de gelmiş. Sizin arkanızdan sizi nasıl yad etsinler? Ya da ben zaten ölmüşüm kimin ne dediği çok da umrumda değil diyorsanız, düşünün ki hesap günündesiniz. Allah’a kendinizi nasıl bir insan olarak anlatabilmek ve gösterebilmek istersiniz?
Bu felsefi sorgulamayı günlük hayatın içine alabileceğimiz versiyonuyla sorarsak: Ben bu olayda nasıl davranmayı tercih ediyorum? Burda bizi bekleyen bazı tuzaklar var önce biraz onları konuşalım istiyorum.
İlk olarak bu iki cümlede de önemli bir kelime var: tercih etmek. Çok kilit bir nokta. Genellikle olay anında bu soru şu hale bürünüyor: Ben bu olayda nasıl davranmak istiyorum? Mesela bana bir seminer teklifi geldiğinde zihnimin ilk söylediği şey: nasıl yapacaksın, güzel olacak mı ama çok güzel olmalı, yapamazsın aman boşver senden daha iyi anlatacak birilerini öner… oldu ve çok canım sıkıldı. Yapmak istediğim şeyse mesajı görmezden gelmek ya da bahaneler üretip hayır demekti. Bunlar tabii dakikalar içinde gerçekleşiyor. O esnada düşündüm, eğer hayır dersem bildiklerimi paylaşma ve başkalarına faydalı olmak fırsatını kaçıracağım. Ve aslında zihnimin anlattıklarına kapılıp isteklerime göre hareket etmiş olacağım. Değer verdiğim, tercih ettiğim davranıştan uzaklaşacağım. Bu yüzden istemek ve tercih etmek arasında çok ciddi bir fark var. Bazen isteklerim ve tercihlerim birbiriyle örtüşebilir o zaman ne ala tabii, ama her zaman böyle olmayabilir bu tuzağa dikkat etmeliyiz.
Diğer bir tuzak da hedefler ile değerleri karıştırmak.
Hedefler, hayatımızdaki somut adımlardır:
– Bir sınavı geçmek
– Bir diploma almak
– Evlenmek
– Bir işe girmek
Yapılabilir, tamamlanabilir, üstüne “tik” atılabilir şeylerdir.
Ama eğer hedefleri, bizi hayatta taşıyan esas yönle – yani istikametimizle – karıştırırsak, işler karışmaya başlar.
Çünkü hedefe ulaştığımız an, eğer ötesine geçen bir yönümüz yoksa, geriye çoğu zaman büyük bir boşluk kalır. “Mezuniyet sonrası depresyon” dediğimiz şey biraz da böyle doğar. Diploma tek başına amaç hâline geldiğinde, mezuniyetten sonra “Peki şimdi ne olacak?” sorusu kaçınılmaz olur.
Oysa diploma, “başkalarına daha iyi yardımcı olabilmek”, “kendimi geliştirmek”, “üretken bir insan olmak” gibi bir değere hizmet ettiğinde anlam kazanır.
Burada önemli ayrım şu:
- Hedefler sonuç odaklıdır.
– Yaparsınız, biter. - Değerler ise istikamettir, bitmez.
– “Sevgi dolu olmak”, “ilgili olmak”, “muhabbetli olmak” gibi.
“Sevgi dolu olmak” kutusunu hiçbir zaman “✅ tamamlandı” diye işaretleyemeyiz.
Her an yeniden seçmemiz gereken bir yönelimdir bu.
Evlenmek, somut bir hedeftir ve ne kadar istersek isteyelim %100 bizim kontrolümüzde değildir. Ancak sevgi dolu davranmak, hemen şimdi, bu anda bile seçebileceğimiz bir şeydir: Kendimize, ailemize, arkadaşlarımıza, hiç tanımadığımız insanlara…
Hedefler ulaşılabilir ama garanti değildir.
Değerler ise her an elimizin altındadır.
Bir diğer karışan şey de değerler ile duygular.
Değerler, bir his değildir.
Hisler gelir geçer; değerler ise uzun vadede nasıl biri olmak istediğimize işaret eder.
Evet, çoğu zaman değerlerimize uygun yaşadığımızda kendimizi daha canlı, daha bütün hissederiz. Ama bu, değer odaklı yaşamanın her zaman iyi hissettireceği anlamına gelmiyor. Özellikle kısa vadede.
Mesela ben yakın zamanda bana gelen bir seminer teklifini reddetseydim, muhtemelen kısa vadede daha az kaygılı, daha rahat hissedecektim. Çünkü konuşmanın öncesinde içimde bir huzursuzluk, “daha iyisini yapmalıyım” kaygısı vardı. Bu hisler, aslında neyin önemli olduğuna dair bir ipucuydu: Yapacağım konuşmanın faydalı olmasını önemsediğim için kaygılanıyordum.
Bir şeye gerçekten değer verdiğimizde, onunla ilgili incinebilir olmayı, hayal kırıklığı yaşamayı, zaman zaman kaygı duymayı da göze almış oluruz.
Bu yüzden “iyi hissetmek” ya da “hep mutlu olmak” tek başına bir yaşam amacı hâline geldiğinde, bu bize bir değerden çok bir duygu arayışını gösterir.
Şunu da dürüstçe kabul etmek gerekiyor:
Hiç kimse, her an, her durumda değerlerine tam uygun yaşayamaz.
Bazen yoruluruz, bazen savruluruz, bazen hatalar yaparız.
Bu, insan olmanın bir parçasıdır.
Böyle anlarda çoğumuzun zihni sert bir eleştirmen gibi devreye girer:
“Yine beceremedin.”
“Sen zaten hep böylesin.”
“Sahtekârsın, aslında öyle biri değilsin.”
İşte tam bu noktalarda kendimize sorabileceğimiz önemli bir soru var:
“Bu düşünce neye hizmet ediyor?”
Bu soru, zihnin içinde dönen o girdabı fark etmemize yardım eder.
Suçluluk ya da utanç yükseldiğinde, önce acıyı fark etmek ve kabul etmek, sonra da küçük de olsa değer verdiğimiz yöne doğru yeniden harekete geçmek, en işlevsel yoldur.
Çünkü değerler, yolunuzu kaybetseniz bile sizi yeniden çağıran bir pusula gibidir.
Peki, tüm bunlar ruh sağlığımızı nasıl etkiliyor?
Türkiye’de yapılan araştırmalar, değerleriyle uyumlu yaşayan kişilerin:
- Daha düşük depresyon ve kaygı bildirdiğini,
- Daha yüksek psikolojik iyi oluş ve yaşam anlamı yaşadığını,
- Stresle daha sağlıklı yollarla baş ettiğini gösteriyor.
Üniversite öğrencileriyle, sağlık çalışanlarıyla ve travma yaşamış bireylerle yapılan çalışmalarda da benzer sonuçlar var: Değer odaklı yaşayan kişiler, zorlayıcı duyguları düzenlemede daha esnek, zihinsel takılmalara daha az saplanan ve hayatın dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı oluyor.
Uluslararası araştırmalar da bu tabloyu destekliyor. Örneğin, Congdon ve Niculescu’nun (2021) çalışmasında, kişi gerçekten neyin önemli olduğunu bilerek yaşadığında, stresinin azaldığı; dikkat ve problem çözme becerilerinin güçlendiği gösteriliyor.
Uzun lafın kısası,değerlerini bilen ve onlara göre eyleme geçen kişi, daha dayanıklı, daha esnek ve yaşamından daha çok anlam devşirebilen biri hâline geliyor.
Değer odaklı yaşamayı düşünürken aklıma Behçet Necatigil’in Sevgilerde şiiri gelir. Şiirde de geçtiği gibi,
sevmek, değer vermek, hatırlanmak, bunların hiçbiri sadece içimizden geçirip “öyle olsun” demekle olmuyor. Şiirdeki o ince sızı, biraz da bundan geliyor aslında: Zamanında söylenmemiş sözlerin, gösterilmemiş sevgilerin, ertelenmiş davranışların hüznü.
Yani “değer vermek” dediğimiz şey, kalbimizden geçen bir iyi niyet cümlesi değil sadece; gündelik hayatın içine düşen küçük küçük eylemler aynı zamanda.
“Değerlerim olsun, anlamlı bir hayat süreyim, iyi bir insan olayım” demek bu yüzden tek başına yetmiyor. Eyleme geçmediğimiz sürece, değerler zihnimizde güzel cümleler olarak kalıyor; hayata dokunmuyor.
Buradan, yazının başındaki soruya geri dönebiliriz:
“Ben bu hayatı nasıl bir insan olarak yaşamayı tercih ediyorum?”
Belki bugün, bu sorunun cevabını düşünebilirsiniz:
“Şefkatli”, “adil”, “dürüst”, “muhabbetli”, “merhametli”, “üretken”…
Sonra da kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Bugün, sadece bugün, bu değeri yaşamak için atabileceğim küçük bir adım ne olabilir?”
Bu adım çok büyük olmak zorunda değil:
Belki uzun zamandır aramadığınız birini aramak,
Belki ertelediğiniz bir teşekkür ya da özrü dile getirmek,
Belki birine gerçekten kulak vermek,
Belki de bütün gün eleştirdiğiniz kendinize biraz yumuşak davranmak…
Değer odaklı yaşamak, gösterişli kararlarla değil;
şu anda, bugün atılan küçük ama bilinçli adımlarla şekilleniyor.
Ve belki yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda, sizin için önemli olan da tam olarak bu olacak:
“Her şeyi mükemmel yaptım” demekten çok,
“Nasıl bir insan olmak istiyorsam, o yöne doğru adım atmaya çalıştım” diyebilmek.
Kaynakça
Aydın, A., & Yalçın, S. (2020). Üniversite öğrencilerinde değer açıklığı ve psikolojik iyi oluş ilişkisi. Türk Psikoloji Dergisi, 35(1), 45–58.
Çelik, M., & Cihan, B. (2021). Sağlık çalışanlarında değer uyumu, stres ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişki. Klinik Psikiyatri Dergisi, 24(2), 102–110.
Congdon, L., & Niculescu, A. (2021). Live your values deck. Chronicle Books.
Yorum bırakın