Feli’nin Hikayesi: Bağlanma Bozukuluğu ve Terapötik İlişki

Feli’nin öyküsü bize değişimin mümkün olduğunu gösterir. Yeter ki bağ kurma çabası, karşılık bulacağı güvenli bir zemine otursun.

Psikolojik travmalar ve bağlanma bozuklukları yalnızca insanlarda değil, etolojik gözlemlerle hayvanlar üzerinden de gözlemlenebiliyor.

2000 yılında Attachment & Human Development dergisinde yayınlanan bir vaka anlatısında, Fischer-Mamblona Feli adı verilen, izole koşullarda büyütülmüş dişi bir beyaz alnı kazın (Anser albifrons) bağlanma öyküsünü ele alır. Yaşamının ilk günlerinde hiçbir sosyal temas deneyimlemeyen, anne figürüyle karşılaşmayan ve temel bağlanma davranışını geliştirme fırsatı bulamayan Feli, ilerleyen dönemlerde çarpıcı davranış bozuklukları geliştirir. Ancak bence çalışmanın dikkat çekici yanı, bu davranışların zaman içinde nasıl değiştiğini, semptomların hangi şartlar altında ortadan kalkabildiğini ve bağlanmanın nasıl yeniden inşa edilebileceğini ayrıntılı olarak ortaya koyması. Ben de bu yazıda, Feli’nin davranışları üzerinden geliştirilen kavramsal çerçeveyi orijinal makaleyi temel alarak inceleyeceğim.

Etolojik Yaklaşımda Bağlanma ve Kaçma Güdülerinin Çatışması

Etoloji, hayvan davranışlarını doğal çevrelerinde gözlemleyerek bu davranışların biyolojik temellerini ve evrimsel işlevlerini anlamaya çalışan bir bilim dalıdır.

Feli’nin öyküsü, bağlanma sürecinin erken dönemde sekteye uğradığında ne tür davranışsal sonuçlar doğurabileceğini anlamamız açısından önemli bir deneysel gözlem aslında. Feli, gözünü açtığı ilk günden beri hiçbir canlı temasla karşılaşmaz; bu durum, onun bağlanma sisteminin doğal işleyişini engeller. Etolojide, yaşamın ilk günlerinde bağlanma figürüne doğru kaçış (koşma) davranışı, zamanla tehlike kaynağından uzaklaşmaya dönüşür. Ancak Feli’de kaçış davranışı yönsüz ve panik halindedir; çünkü yöneldiği bir “güven nesnesi” hiçbir zaman olmamıştır.

Bu noktada bağlanma ile kaçma güdüsü arasında doğrudan bir çatışma baş gösterir. Bağlanmak isteyen ama bağlanacak nesne bulamayan organizma, yönsüz bir kaçışla tepki verir. Bu çatışma çözülmediğinde ise, organizma ya semptom geliştirir ya da davranışsal donma yaşar. Feli’nin erken döneminde gözlemlenen panik halindeki kaçışlar, ısıtıcı lambaya veya mama kabına yönelmiş sahte selamlamalar bu çatışmanın ilk davranışsal ifadeleridir.

İnsanlarda da erken dönem bağlanma ihtiyaçlarının karşılık bulamaması, aynı temel çatışmanın farklı psikolojik düzeylerde ortaya çıkmasına neden olabilir. Yaklaşmak isteyen ama reddedilmekten korkan bir çocuk, annesine hem yakınlaşmak ister hem de onun soğukluğu karşısında geri çekilir. Bu gerilim, ileride çeşitli kaçınma davranışları, sosyal izolasyon ya da ilişkisel güvensizlik olarak ortaya çıkabilir.

Feli’nin Semptomu: Yer Değiştirme Davranışları ve Apati

Etolojide “yer değiştirme davranışı” (displacement activity), iki zıt güdü (örneğin yaklaşma ve kaçma) birbiriyle çatıştığında, organizmanın bu çatışmayı doğrudan çözememesi sonucu ortaya çıkan, konu dışı gibi görünen ama düzenleyici işlevi olan davranışlardır. Feli’nin bağlanmak isteyip aynı anda korkuyla geri çekildiği anlarda başını sallaması, tüylerini düzeltmesi gibi davranışlar tam da bu çatışmanın tezahürüdür.

Bu davranışlar, yalnızca bir hayvanın kişisel repertuarı değil, evrimsel süreçte birçok türde ortaya çıkan ve zamanla ritüelleşen çatışma düzenleyicileridir. Etolojik literatürde bu davranışların bir diğer önemli işlevi de, çözülmesi mümkün olmayan bir içsel çelişkinin saldırganlığa dönüşmesini engellemek, yani organizmayı regüle etmektir.

Ancak Feli’nin öyküsünde bu semptomlar zamanla yetersiz olur. Özellikle yavrusunun doğumuyla birlikte, bağlanma içgüdüsü ile kaçma motivasyonu arasındaki çatışma dayanılmaz bir hâl aldığında, Feli artık semptom düzeyinde kendini regüle edemez ve apatik bir hâle geçer. Apati burada donmuş, çökkün ve duygusal tepki veremez bir varoluş biçimi olarak karşımıza çıkar.

İnsanlarda da özellikle çocukluk döneminde gelişen bazı regülasyon semptomları (örneğin tikler, kompulsiyonlar, aşırı içe çekilme) yer değiştirme davranışları gibi düşünülebilir. Travmanın şiddeti arttıkça veya güvenli bağlanma tekrar tekrar sekteye uğradıkça, birey duygusal olarak donuk ya da çökkün bir hâle geçebilir.

İnsanlarda Nörotik Davranışın Evrimsel Temelleri

Fischer-Mamblona, Feli’nin davranışlarını yorumlarken klasik psikanalitik bakışa farklı bir öneri getirir. Ona göre nevrotik davranışların asıl nedeni, saldırganlıkla cinsellik arasındaki çatışma değil; bağlanma isteğiyle kaçma dürtüsünün çözülememiş çatışmasıdır.

Bu çatışma çözülemediğinde kişi ya semptomlar geliştirir (örneğin tikler, takıntılar, aşırı öfke) ya da ilişkilerden uzaklaşır, kendini geri çeker. Feli’nin kaçamadığı bir anda aniden saldırganlaşması da, bu çatışmanın hayvan davranışındaki karşılığıdır.

Benzer durumlar insanlarda da sık görülür:

  • Patlamaya hazır öfke,
  • İlişkilerde birden kopmalar,
  • Kendini sabote eden davranışlar…

Nevrotik davranışlar, aslında bu içsel çatışmayla başa çıkmak için gelişmiş bir tür savunmadır. Ama iyileşme ancak bu çatışmanın fark edilmesi ve dönüştürülmesiyle mümkün olur.

Terapide Bağlanmanın Yeniden İnşası: Aktarım ve Dönüşüm

Feli’nin hikâyesinde çarpıcı bir kırılma noktası vardır: Altına bırakılan yavru ördeklerin inatla bağ kurma çabası. Bu ısrar, zamanla Feli’nin kaçma güdüsünü zayıflatır. İlk kez selamlamalara yanıt verir, yavrularla birlikte suya iner ve bağlanmaya başlar.

Terapötik süreçte de benzer bir mekanizma işler. Güvenli, tutarlı ve tekrarlayıcı bir ilişki içerisinde danışan — ilk kez — bağ kurmayı deneyimler. Aktarım ilişkisi içinde geçmiş yeniden yaşanır, ama bu kez dönüştürülebilir hâle gelir.

Bağlanmanın Onarımı Mümkün mü?

Feli’nin öyküsü bize, bağlanma bir kez eksik gelişse bile, bazı koşullar altında yeniden inşa edilebileceğini gösterir. Bunun için gereken temel dinamikler şunlardır:

  • Güvenli bir ilişki
  • Tekrar eden deneyimler
  • Sabır ve süreklilik
  • Duygusal tutarlılık

Feli yalnızca bağ kurmayı değil, bir eş seçmeyi, yavrularını büyütmeyi ve sosyal gruba katılmayı da başarır. Bu dönüşüm, terapi sürecinde de danışanların yaşadığı içsel dönüşümle örtüşür.

Feli’nin hikâyesi, yalnızca bir kazın davranışsal seyri değil; bağ kuramamış, kaçınmış, donmuş ama sonunda yeniden bağ kurabilmiş her varlığın simgesidir. Onun deneyimi, travmanın sadece bozan değil, aynı zamanda dönüşümü mümkün kılan doğasına işaret eder. Bağ kuramamanın ardında yatan çatışmalar çözümlendiğinde, kaçma güdüsü yatıştığında ve karşılıklı temas mümkün hâle geldiğinde — hem davranışsal hem duygusal düzeyde bir yeniden yapılanma başlar. Bu yeniden yapılanma, terapötik sürecin de özüdür: ilişki içinde, güvenle, sabırla ve tekrar tekrar deneyimleyerek, birey artık yalnızca hayatta kalmaz; bağ kurar, ilişkilenir, dönüşür. İyileşme, bazen bir selamlaşmayla, bazen bir bakışla, bazen de beklenmedik bir anda gelen sıcaklıkla başlar. Feli’nin öyküsü bize değişimin mümkün olduğunu gösterir. Yeter ki bağ kurma çabası, karşılık bulacağı güvenli bir zemine otursun.

Orijinal makale: Fischer-Mamblona, H. (2000). On the evolution of attachment-disordered behaviour. Attachment & Human Development, 2(1), 7–22.

Yazının görseli: Photo by Alex Guillaume on Unsplash

Response to “Feli’nin Hikayesi: Bağlanma Bozukuluğu ve Terapötik İlişki”

  1. baharkmk

    Harika bir hikaye, emeğinize sağlık. Feli’yle böyle bir deney yapılmasına da üzülmedim değil tabii :((

    Beğen

baharkmk için bir cevap yazın Cevabı iptal et